Düğün günü gelmişti. Mehmet takım elbisesini giyiyor saçını düzeltiyordu. Fatma gelinliği giymiş ailesiyle bu evde son anlarını geçiriyordu. Herkes mutlu ama bir o kadar da hüzünlüydü. Mehmet içeri girdi. Beyazlar içinde ablası kanepenin ortasında oturuyordu. Zahide Fatma'nın yanında ellerinden tutmuş ağlıyor, Recep usta yan koltukta suskun yere bakıyordu. Davulun sesi ve araba konvoyu evin önüne gelmişti. Zahide kızının duvağını örttü ve Recep usta kızını koluna takıp kapıya çıkardı. Damat Arif ve yakınları kapıda bekliyordu. Dualarla tekbirlerle kızı damata teslim ederek vedalaştı. Düğün yerine geçtiler. Güzel bir düğün oluyordu. Arif iyi huylu bir gençti. Fatma'yı da seviyordu. Mutlulukları yüzlerinden okunuyordu iki gencin. Mehmet misafirlerle ilgileniyordu. Biraz zaman geçtikten sonra bir aile yaklaştı düğün alanına bir adam bir kadın ve genç bir kız... Mehmet hoşgeldiniz diyerek içeri buyur etti. Beyninden vurulmuş gibiydi. İlk defa böyle bir şey hissetmişti. Sim...
Beyaz tülbenti başında elinde Kur'an oğlunun mezarı başındaydı Zahide. Gözü yaşlı anne oğluna doymamış erken ayrılmışlardı. Kur'an okumayı bitirdi, Fatiha bağışladı ve mezarında biten yabani otları temizledi. Mezar taşını adeta yüzünü okşar gibi okşadı. Hoşçakal oğlum dedi ve salınarak ayrıldı beyaz mermerden yapılmış mezar taşlarının arasından. 2 YIL ÖNCE... Mehmet henüz yirmili yaşlarda zayıf, uzun boylu, esmer yakışıklı bir delikanlıydı. Üniversite ikinci sınıf öğrencisiydi. Hukuk okuyordu. Avukat olacaktı. Başarılı bir öğrenciydi. İyi bir avukat olup adalet için mücadele edecekti hayatı boyunca. İyi niyetli, güzel ahlaktan ödün vermeyen örnek bir gençti. Yazın okul biter bitmez memlekete döner, bir iki gün sonra da babasının marangoz atölyesinde işe başlar ta ki okul açılmasına birkaç gün kalana kadar devam ederdi. Mehmet'in Fatma adında bir ablası, kendinden dört yaş küçük Yusuf adında kardeşi vardı. Annesi Zahide, babası kasabanın marangoz Recep ustası. Kusursuz b...
Takım elbisesini bile çıkarmadan öylece yatağına uzandı kravatı gevşetti tavana gözlerini dikti... Tavanda Zeynep'in yüzünü görüyordu sanki. Bir daha nerede denk gelecekti. Görmek için can atıyordu. Sabah oldu kafasını toplayamadan dükkana gittiler. Dalgın ve tuhaf hareketleri vardı Mehmet'in. Recep usta farketti durumu fakan utanmasın diye birşey demiyordu. Günler rutin devam etti. Bir zaman sonra okul için dönecekti. Gitmeden ablasını da görmek istedi. Sabah ablasının olduğu karşı köye gidecek hem ablasını görecek hem de Zeynep'in hakkında bilgi sahibi olacaktı. Belki de görebilecekti. Sabah ablasının evine vardı eniştesi ablası güzel güzel sohbet ettiler. Eniştesi darısı sana okulu bitir de evlendirelim dedi. Bak amcamın kızı var Zeynep tam sana göre dedi. Mehmet neye uğradığını şaşırdı. Birşey diyemedi. Eniştesi hatta çağıralım gelsin tanışın dedi. Telefonu aldı Zeynep'i aradı. Konuştular telefonu kapattı ve on dakikaya geleceğini söyledi. Mehmet yerinde duramaz ...
Yorumlar
Yorum Gönder